İktidara karşı ortak mücadele yerine, İmamoğlu ve Özel öncülüğünde 91 milletvekili CHP'den ayrıldı. Bu, iktidara altın tepside sunulmuş siyasi bir hediyedir.
Siyasi Hırslar ve Sonuçları
Bugün her şey netleşti. Benim değerlendirmeme göre muhalefette yaşanan bölünme, AK Parti’ye beş yıllık yeni bir iktidar yolunun kapısını açtı.
Peki neden böyle düşünüyorum?
Bunu anlayabilmek için yakın geçmişe, 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne dönmemiz gerekiyor.
O dönemde muhalefet cephesinde en çok tartışılan konulardan biri, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın öncülüğünde Sinan Oğan’ın cumhurbaşkanı adayı gösterilmesiydi. Bu adaylığı savunanların temel gerekçesi açıktı:
“Bu demokratik bir haktır.”
Elbette öyleydi. Demokratik bir ülkede siyasi partilerin aday göstermesi, vatandaşların aday olması ve seçmenlerin istediği adaya oy vermesi tartışılmaz bir haktır.
Benim itirazım o gün de bu hakkın kullanılmasına değildi. Sorguladığım nokta, alınan kararın doğuracağı siyasi sonuçtu.
2023’ten kalan ders
2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin ilk turunda Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 44,88, Sinan Oğan yüzde 5,17, adaylıktan çekilmesine rağmen adı pusulada kalan Muharrem İnce ise yüzde 0,44 oranında oy aldı.
Bu oyların tamamının Kılıçdaroğlu’na gideceğini söylemek elbette mümkün değildir. Her seçmenin iradesi ve siyasi tercihi kendisine aittir. Ancak ortaya çıkan oy dağılımının seçimin ikinci tura kalmasında etkili olduğu da görmezden gelinemez.
Sinan Oğan, ikinci turda Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleme kararı aldı. Muharrem İnce ise seçimden önce adaylıktan çekilmiş olmasına rağmen yaklaşık 240 bin seçmen oyunu yine ona verdi.
Bu tercihler hukuken ve demokratik açıdan geçerliydi. Ancak siyasette yalnızca bir kararın hak olup olmadığına bakılmaz. O kararın kime güç kazandırdığı ve nasıl bir sonuç doğurduğu da değerlendirilir.
Yaklaşık 240 bin seçmenin çekilmiş bir adaya oy vermesi demokratik bir tercihti; fakat bu oylar ortak muhalefet adayının hanesine yazılmadı. Sinan Oğan’ın adaylığı ve ikinci turdaki tercihi de sonuçları bakımından Türkiye siyasetinin yönünü etkiledi.
Buradaki temel mesele şudur:
Siyasette niyetler önemlidir ama nihai değerlendirmeyi ortaya çıkan sonuç belirler.
Bugün benzer bir tablo yaşanıyor
Şimdi benzer bir süreci Cumhuriyet Halk Partisi’nde görüyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu, mücadelenin CHP çatısı altında sürdürülmesini savunurken Özgür Özel ve arkadaşları farklı bir siyasi yol izleyerek yeni bir parti kurmayı tercih etti.
Yeni parti kurmak demokratik bir haktır. Milletvekillerinin partilerinden ayrılması, başka bir partiye katılması veya bağımsız siyaset yapması da hukuk düzeninin tanıdığı tercihlerdir.
Burada tartışılması gereken, bu hakların varlığı değil, ortaya çıkardığı siyasi tablodur.
Kamuoyuna “yeni bir yol” sunuluyor ve vatandaşlara bu yolda birlikte yürüme çağrısı yapılıyor. Bu gerçekten yeni bir yol olabilir. Ancak siyasette asıl soru, yolun yeni olup olmadığı değil, nereye çıktığıdır.
Eğer izlenen yol muhalefeti birleştirmek yerine bölüyor, Cumhuriyet Halk Partisi’ni zayıflatıyor ve iktidarın hareket alanını genişletiyorsa, o yolun siyasi sonuçları da açıkça tartışılmalıdır.
Milletvekillerinin tercihi ve ortaya çıkan tablo
CHP’den çok sayıda milletvekili istifa ederek yeni kurulan partiye katıldı.
Bu milletvekilleri kendi siyasi geleceklerini düşünebilir, yeniden aday olabilecekleri bir zemin arayabilir ve kariyerlerini buna göre planlayabilirler. Siyasette kişisel gelecek hesabı yapılması şaşırtıcı değildir.
Fakat bu tercihler yapılırken yıllarca emek verilen Cumhuriyet Halk Partisi zayıflıyor, muhalefetin oyları parçalanıyor ve iktidarın eli güçleniyorsa, konunun siyasi ve etik açıdan sorgulanması da son derece doğaldır.
Ben bu tercihe katılmıyorum. Ancak böyle bir karar alma hakları bulunduğunu kabul ediyorum. Demokrasi yalnızca hoşumuza giden kararları değil, doğru bulmadığımız tercihleri de kapsar.
Bununla birlikte demokratik bir hakkın kullanılması, o kararın siyasi eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmez.
Asıl tartışmamız gereken soru şudur:
Kişisel siyasi gelecek adına alınan bu kararlar, muhalefetin ortak geleceğine nasıl bir katkı sağlamaktadır?
Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımda bu soruya olumlu bir cevap vermekte zorlanıyorum.
CHP açısından yeni bir başlangıç olabilir mi?
Yaşanan ayrılıkların Cumhuriyet Halk Partisi açısından başka bir sonucu daha olabilir.
Belki de bu süreç, CHP için bir arınmanın ve yeniden yapılanmanın başlangıcına dönüşecektir. Aynı hedefe, mücadele anlayışına ve parti kültürüne inanmayan kadrolarla yolların ayrılması, kısa vadede kayıp gibi görünse de uzun vadede daha uyumlu ve güçlü bir yapının kurulmasının önünü açabilir.
Buradaki “arınma” ifadesi, ayrılan herkesin suçlanması anlamına gelmemelidir. Söz konusu olan, siyasi hedefleri ve parti anlayışları birbirinden uzaklaşan kadroların yollarını ayırmasıdır.
CHP bu süreci doğru yönetir, örgütünü güçlendirir, toplumun gerçek sorunlarına yönelir ve güven veren bir siyaset üretirse yaşanan kopuşu yeni bir başlangıca çevirebilir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için parti içindeki boşlukların hızla doldurulması, seçmenin yaşadığı hayal kırıklığının giderilmesi ve ortak mücadele iradesinin yeniden kurulması gerekir.
Yeni partide liderlik dengesi nasıl kurulacak?
Bir başka önemli soru da yeni partinin kendi içindeki güç dengeleridir.
AK Parti kurulduğunda da aynı masada çok sayıda güçlü siyasi isim bulunuyordu. Ancak yıllar içerisinde kurucu kadronun önemli bir bölümü partiden ayrıldı veya yönetimden uzaklaştı. Parti giderek Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği etrafında şekillendi.
Bugün kurulan yeni partide sürecin nasıl işleyeceğini şimdiden kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Aynı hedef doğrultusunda hareket eden isimler yarın da aynı uyum içerisinde yol yürüyebilecek mi? Yoksa liderlik yarışı, adaylık hesapları ve güç dengeleri yeni ayrılıkları mı beraberinde getirecek?
Siyaset tarihi, güçlü liderlik iddiası taşıyan çok sayıda ismin aynı çatı altında uzun yıllar boyunca rekabet yaşamadan siyaset yapmasının kolay olmadığını gösteriyor.
Bugün birbirlerine ihtiyaç duyuyor olabilirler. Yarın ortaya çıkacak tabloyu ise zaman gösterecektir.
Muhalefetin bölünmesinden kim yararlanıyor?
Bugünün somut tablosuna baktığımızda inkâr edilmesi zor bir gerçek görüyoruz:
Muhalefet bölünmüş, Cumhuriyet Halk Partisi güç kaybetmiş ve iktidarın karşısındaki siyasi denge parçalanmıştır.
Benim değerlendirmeme göre bu tablo, iktidara verilebilecek en değerli siyasi hediyelerden biridir.
Bu bölünmenin ortaya çıkmasında aldığı kararlarla rol oynayan, sürece destek veren ve muhalefetin parçalanmasına katkıda bulunan herkesin siyasi sonuç bakımından sorumluluğu vardır.
Bugün bu değerlendirmeye katılmayanlar, hatta beni sert biçimde eleştirenler olabilir. Buna saygı duyarım.
Ancak siyasette son sözü sloganlar değil, sandıktan çıkan sonuç söyler.
İleride yapılacak seçimlerde iktidar bir kez daha kazanırsa, bugün alınan kararların ve yaşanan bölünmenin etkileri daha açık biçimde görülecektir.
Faturayı yine seçmen öder
Milletvekilleri açısından parti değiştirmek veya yeni bir siyasi çatı altına geçmek bir kariyer hamlesi olabilir. Günün sonunda onlar Meclis’teki yerlerini, siyasi unvanlarını veya gelecek planlarını bir şekilde koruyabilirler.
Fakat siyasi hırslar ve bölünmeler nedeniyle sandıktan aynı sonuç çıktığında, bunun bedelini milletvekilleri değil, yıllardır değişim bekleyen seçmen öder.
Ekonomik sıkıntının, adaletsizliğin, işsizliğin ve umutsuzluğun sonuçlarını yaşamaya devam eden yine vatandaş olur.
Benim itirazım ne aday olma hakkınadır ne de yeni bir parti kurma hakkına.
İtirazım; “Bu bizim demokratik hakkımız” denilerek alınan kararların muhalefeti zayıflatmasına, iktidarın elini güçlendirmesine ve ortaya çıkan sonucun görmezden gelinmesine yöneliktir.
Çünkü siyasette bir kararın yalnızca meşru olması yetmez.
O kararın ülkeye, seçmene ve ortak mücadeleye ne kazandırdığına da bakmak gerekir.