13 yıllık mücadele, dürüst siyaset ve toplumsal uzlaşı hedefi… Hakaretle değil, gerçeklerle konuşalım.

Türkiye’de bazı gerçekler vardır ki, üzerinden ne kadar propaganda yapılırsa yapılsın değişmez.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlığı boyunca CHP’nin siyaset dilini değiştiren, muhalefeti toplumun farklı kesimleriyle buluşturan ve demokratik mücadeleyi büyüten bir lider olmuştur.

Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında ortaya çıkan “%50+1” gerçeğini doğru okumuş; sadece geleneksel CHP tabanıyla seçim kazanılamayacağını görerek yeni bir siyaset hattı kurmuştur.

Bu nedenle; muhafazakârı, milliyetçisi, Kürdü, Alevisi, Sünnisi, sosyal demokratı aynı masa etrafında buluşturmaya çalışmış ve “Helalleşme” ile “Halil İbrahim Sofrası” söylemleriyle Türkiye’de kutuplaşmayı azaltmayı hedeflemiştir.

Bugün bazı çevrelerin küçümsemeye çalıştığı bu siyaset, aslında CHP’nin toplumun daha geniş kesimleriyle bağ kurmasını sağlamıştır.

Bir dönem CHP’ye oy vermeyi “uzak” gören muhafazakâr ve milliyetçi seçmenler bile, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP’ye oy verebilir hale gelmiştir. Çünkü insanlar ilk kez CHP’nin kendilerini dışlamadığını, yaşam tarzlarına müdahale etmeyeceğini ve devletin herkese eşit davranabileceğini düşünmeye başlamıştır.

Türkiye’nin sosyolojik gerçekliği ortadadır.

Bu ülkede merkez sağ, muhafazakâr ve milliyetçi damar her zaman güçlü olmuştur. Bu nedenle CHP gibi sosyal demokrat partiler siyasete çoğu zaman dezavantajlı başlamaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarısı tam da burada ortaya çıkmıştır.

Millet İttifakı ile birbirinden çok farklı siyasi partileri ortak demokratik zeminde buluşturmuş, muhalefeti genişletmiş ve iktidarın karşısında güçlü bir alternatif oluşturmuştur.

Bu uzun siyasi yürüyüşün sonucunda CHP yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. Bu başarı bir anda ortaya çıkmamıştır. Yıllar süren stratejik dönüşümün sonucudur.

Bugün bazı kişiler bu emeği yok saymaya çalışsa da gerçek değişmez: Tarlayı süren, tohumu eken, toprağı işleyen, büyüten ve hasat noktasına getiren siyasi irade Kemal Kılıçdaroğlu döneminde oluşmuştur.

Elbette siyaset eleştirilebilir.

Ancak eleştiri ile organize itibarsızlaştırma birbirinden farklıdır.

Son dönemde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “hain”, “düşkün”, “Alevi değil”, “ensest” gibi söylemler üretilmesi siyasi tartışmanın değil, nefret dilinin göstergesidir.

Bir insana bu kadar ağır ithamlar yöneltiliyorsa bunun delili olması gerekir.

Soruyoruz:

Hırsızlık mı yaptı?

Rüşvet mi aldı?

Devlet imkânlarını kişisel servete mi çevirdi?

Yolsuzluklarla mı anıldı?

Haramla mı suçlandı?

Hayır.

Tam tersine, Türkiye’de en sert siyasi mücadeleyi yürütürken bile kişisel dürüstlüğü konusunda toplumun geniş kesimlerinde güven oluşturmuş bir isimdir.

Ayrıca kuzen evliliği üzerinden hakaret üretmeye çalışmak da büyük bir çaresizliktir. Türkiye’de geçmiş kuşaklarda bu tür evlilikler yaygın bir toplumsal gerçeklikti ve hukuken yasak değildi. İnsanların özel hayatı üzerinden siyaset üretmek, fikir üretilemediğinin göstergesidir.

Bazı kişilerin “Ben Aleviyim, Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemiyorum” diyerek kimlik merkezli propaganda yapması da ayrı bir çelişkidir. Çünkü demokrasi; insanların mezhebi üzerinden değil, karakteri ve siyaseti üzerinden değerlendirilmesini gerektirir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; hakaret, linç ve nefret dili değil, temiz siyaset anlayışıdır.

Ve temiz siyasetin temel şartı şudur: Önce dürüst olmak.

Çalmamış olmak.

Satın alınmamış olmak.

Makam ve çıkar uğruna ilkelerini terk etmemiş olmak.

Bu yüzden insanlar Kemal Kılıçdaroğlu’nu sadece bir siyasetçi olarak değil; uzun yıllar boyunca baskıya rağmen geri adım atmayan bir demokratik mücadele figürü olarak görmektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu’na bugün saldıranlar;

“Çaldı” diyemezler.

“Yolsuzluk yaptı” diyemezler.

“Rüşvet aldı” diyemezler.

“Namussuzluk yaptı” diyemezler.

“Üçkâğıtçılık yaptı” diyemezler.

“İktidarla çıkar pazarlığı yaptı” diyemezler.

“Normalleşme adı altında muhalefeti sattı” diyemezler.

Çünkü bunların hiçbirisini hayatı boyunca Kemal Kılıçdaroğlu’nda göremediler.

İşte tam da bu yüzden; fikirle, belgeyle, siyasi başarıyla mücadele edemeyenler bugün belden aşağı yöntemlere sarılıyorlar.

Mezhebi üzerinden saldırıyorlar.

Ailesi üzerinden saldırıyorlar.

Yasal evliliğini çarpıtarak saldırıyorlar.

Hakaret ve algı operasyonlarıyla itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Çünkü dürüst bir insana karşı gerçek bir suçlama üretemiyorlar.

Ama nafile…

Bu millet kimin dürüst, kimin çıkar peşinde olduğunu er ya da geç görür.

Hakaret edenler değil, tarih haklı olanı yazacaktır.