ABD–İsrail ile İran arasındaki askeri çatışma, bölgesel dengeleri kökten sarsıyor. Ancak Türkiye Cumhuriyeti için asıl mesele, bu savaşın tarafı olmak değil; dışında kalmayı başarmaktır.

Türkiye'nin tarihi ve diplomatik geleneği, krizlerde sağduyuya dayalıdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, sadece bir temenni değil; devlet stratejisidir.

İlkenin Üç Temel Mesajı

İç barış olmadan dış güvenlik sağlanamaz.

Dış politikada saldırganlık değil, denge esastır.

Savaş, son seçenek olmalı; refleks değil, strateji gerektirir.

Güncel Çatışma ve Türkiye'nin Pozisyonu

Bugünkü çatışma, Türkiye'nin doğrudan tarafı olduğu bir kriz değil. Bu yüzden yaklaşımımız, otomatik askeri angajman değil; uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmek olmalı.

Varsayımsal bir saldırı durumunda bile, kaynağın, niteliğin ve arka planın çok katmanlı analizi şarttır. Bölgesel savaşlarda provokasyonlar, vekil aktörler ve yönlendirilmiş krizler yaygındır. Acele kararlar, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.

NATO'nun kolektif savunma mekanizması, siyasi değerlendirmeye tabidir. Hiçbir mekanizma otomatik savaş zorunluluğu yaratmaz. Türkiye'nin referansı, ulusal çıkarlar, anayasal düzen ve bölgesel istikrar olmalıdır.

Türkiye'nin Çıkarları

Türkiye'nin çıkarı şunlarda yatar:

Savaşa dahil olmamakta,

Savaşı genişletmemekte,

Provokasyonlara kapalı kalmakta,

Caydırıcılığı yüksek tutmakta,

Diplomatik kanalları açık bırakmakta.

Sonuç: Stratejik Sabır ve Güç

"Yurtta sulh, cihanda sulh" zayıflık değildir. Bu ilke; kontrollü güç, stratejik sabır ve uzun vadeli akılın ifadesidir.

Türkiye ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlatmış olduğu savaşın direkt ya da indirek tarafı değildir. Türkiye yapılabilecek herhangi saldırıların kimin tarafından düzenlendiği iyice araştırılmalıdır. Türkiye'yi bu savaşa sokmak isteyenler çok farklı stratejiler uygulayabilirler. Türkiye'ye saldırı yapılmış olsa da sağduyulu soğukkanlı bir politika ile çözümler üretmelidir.

Bu nedenle temel ilke, Birleşmiş Milletler Şartı’nın güç kullanma yasağı ve meşru müdafaa ilkesi doğrultusunda hareket etmek olmalıdır. Herhangi bir saldırı ya da provokasyon iddiası ortaya çıktığında, uluslararası hukuk mekanizmaları devreye sokulmalı; aceleci askeri angajmanlardan kaçınılmalıdır.

İkincisi; olası provokasyon senaryoları ciddiyetle ele alınmalıdır. Bölgesel çatışmalarda üçüncü ülkeleri sürece dahil etmeye yönelik hibrit yöntemler, istihbarat operasyonları ve yanlış bayrak (false flag) eylemleri tarihsel olarak bilinen araçlardır. Böyle bir durumda Türkiye’nin önceliği:

Olayın kaynağını titizlikle araştırmak,

Bağımsız doğrulama mekanizmaları işletmek,

Uluslararası kamuoyuna şeffaf bilgi sunmak,

Diplomatik kanalları sonuna kadar kullanmak olmalıdır.

Üçüncüsü; NATO yükümlülükleri ile ulusal çıkarlar arasında dikkatli bir denge kurulmalıdır. NATO’nun 5. maddesi kolektif savunma mekanizmasıdır; ancak uygulanması siyasi değerlendirmeye tabidir ve otomatik bir savaş kararı anlamına gelmez. Türkiye, herhangi bir gelişmede kendi anayasal düzeni, ulusal güvenliği ve bölgesel istikrar hedefleri doğrultusunda pozisyon almalıdır.

Dördüncüsü; uzun vadeli perspektif kaybedilmemelidir. Jeopolitik konumu nedeniyle Türkiye, kriz dönemlerinde çoğu zaman stratejik hesapların merkezinde yer alır. Bu nedenle:

Askeri caydırıcılık korunmalı,

Savunma kapasitesi güçlendirilmeli,

Ekonomik kırılganlıklar azaltılmalı,

İç barış ve hukukun üstünlüğü sağlamlaştırılmalıdır.

En güçlü güvenlik politikası, iç istikrar ve hukuki meşruiyettir.

Türkiye’nin bu süreçte üstlenebileceği en rasyonel rol; çatışmanın tarafı olmak değil, bölgesel gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik girişimlerde bulunmak, arabuluculuk zeminini canlı tutmak ve çok taraflı diplomasiyi güçlendirmektir.

Devlet aklı; öfkeyle değil, veriyle; sloganla değil, hukukla; kısa vadeli reflekslerle değil, uzun vadeli çıkar analizleriyle hareket eder.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu dönemde izlemesi gereken politika; savaşa mesafeli, hukuka bağlı, provokasyonlara kapalı ve caydırıcılığı yüksek bir denge stratejisidir.

Barış, pasiflik değildir.

Caydırıcılık, saldırganlık değildir.

Sağduyu ise zayıflık hiç değildir.