II. Dünya Savaşı’nı kazanan Amerika, arkasındaki güç odaklarıyla birlikte yalnızca askerî üstünlüğü değil, ekonomik ve siyasi hakimiyeti de eline geçirmişti.
Dün Avrupa kıtasında yaşanan II. Dünya Savaşı’nın ardından, bugün İran’da gelişen olaylar, yarının Asya-Pasifik hattında Çin–Tayvan ekseninde verilecek güç mücadelesinin başlangıcına işaret edebilir.
Ancak bu mücadele doğrudan Tayvan’a akmadan önce, Çin’in arkasındaki güçlerin desteğiyle İran, stratejik bir ön savunma hattı olarak kullanılabilir. İran’a sağlanan teknolojik, ekonomik ve askeri destek, bölgedeki nüfus ve mevcut rejimin sert tutumu sayesinde, üçüncü bir dünya savaşının olası başlangıç noktası hâline gelebilir.
Böylece İran, güçlerini Çin üzerinden yönetenler için hem bir savunma hem de kontrollü bir çatışma alanı olarak işlev görebilir ve küresel dengelerin yeniden şekillenmesine aracılık edebilir.
ABD ve müttefiklerinin İran’a yönelik operasyonları, yalnızca bölgesel bir kriz değil; küresel güç merkezlerinin hamlelerini test ettiği bir saha olarak okunmalıdır. City of London’ı yöneten üst akıl, 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki kayıplarını telafi etmek amacıyla, Asya ve Ortadoğu’daki stratejik alanlarda nüfuz kurmayı hedeflemişti. Bu bağlamda İran, ABD ve müttefiklerinin önünü kesebilecek bir konumda, ön karakol ve kontrol alanı işlevi görebilir.
Hindistan ise ABD tarafından Çin’e karşı bir kaldıraç olarak kullanılmakta ve bölgesel hamlelerde cesaretlendirilmiş durumda. Pakistan’a karşı açtığı saldırılarda yaşanan aksaklıklar ve Afganistan’da Taliban üzerinden yürütülen hamleler, bölgedeki güç dengelerini karmaşık bir şekilde birbirine bağlamış durumda. Bu zincirleme etki, Hindistan’ın yanında duran İsrail desteğiyle daha da güçleniyor ve bölgedeki askeri-tekno-ekonomik dengeleri şekillendiriyor.
Türkiye Cumhuriyeti de bu gelişmeleri çok yakından takip etmeli, adeta bir puzzle gibi tüm parçaları birleştirerek analiz etmeli ve her an her şeye hazırlıklı olmalıdır. Ortadoğu’dan Pasifik’e uzanan bu yeni güç hattı, ülkeler arası değil; onları yönlendiren güç merkezleri arasındaki bir hesaplaşmayı temsil ediyor. Filler Asya’da tepiştiğinde ya da seviştiğinde, ezilenler her zaman çimenler olacaktır.
Dün Avrupa’da, bugün İran’da ve yarın Asya-Pasifik’te yaşanacak bu mücadeleler, küresel güçler arasındaki ekonomik ve askeri dengelerin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılacak; halklar sahnedeki figürler olarak bu stratejik hesaplaşmanın içinde yer alacaktır. 21. yüzyılın jeopolitik rekabetinin belirleyici sahnesi, Ortadoğu’dan Pasifik’e uzanan bu hat üzerinde şekillenecektir.
Devletimiz, tüm bu gelişmeleri çok yakından takip etmelidir. Pakistan’ın Afganistan’a savaşı açması, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve Hindistan’ın İsrail ile ortak hareket etmesi gibi zincirleme stratejik hamleler, devletimizin her detayı analiz ederek her an her şeye hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu süreç, yalnızca bölgesel değil, küresel güç dengelerini de etkileyen bir jeopolitik puzzle olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, İran’daki gelişmeler ve Asya-Pasifik hattında yaşanacak mücadeleler, yalnızca ülkeler arası değil, onları yönlendiren küresel güç merkezleri arasındaki hesaplaşmanın bir parçasıdır.
Bu süreçte kaybedenler her zaman sahadaki halklar olurken, stratejik hamleler ekonomik, askeri ve diplomatik dengeleri yeniden şekillendirecektir.
Ortadoğu’dan Pasifik’e uzanan bu yeni jeopolitik hat, 21. yüzyılın küresel güç mücadelesinin belirleyici sahnesi olarak öne çıkıyor.
Tüm bu gelişmeler devletimizin her detayı analiz ederek her an her şeye hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır.