ABD-İsrail-İran Savaşı’nın beşinci gününe girilirken, Çin ve Rusya’nın sağladığı askeri tesisat ve destek, bölgedeki askeri dengelerin değişmesine ve stratejik hesapların yeniden yapılmasını gerektiriyor.

Son değerlendirmelere göre Çin, İran’a özellikle gemileri ve uçak gemilerini hedef almak üzere tasarlanmış füze sistemleri sağladı. Bu sistemler arasında DF-21, F-23 ve F-25 olarak anılan modellerin bulunduğu ifade ediliyor. Söz konusu füzelerin, hareket halindeki deniz hedeflerini takip edebilme ve imha edebilme kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre hareket eden bir hedefi vurmak, sabit bir hedefi vurmaktan çok daha karmaşık bir süreç gerektiriyor. Bu bağlamda, İran’ın elinde bulunduğu iddia edilen sistemlerin deniz gücüne karşı ciddi bir caydırıcılık oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Rusya’nın ve özellikle sanayi üretim kapasitesinin Amerika Birleşik Devletleri’nden katbekat fazla olduğu ifade edilen Çin’in sürece daha aktif şekilde dahil olması, güç dengelerini etkileyen temel unsurlar arasında gösteriliyor. Her geçen hafta yeni savunma unsurlarının İran’a ulaştığı iddiaları, Washington’un doğrudan bir askeri angajmana mesafeli yaklaşmasının nedenleri arasında sayılıyor.

1948’den bu yana ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail adına doğrudan askeri müdahaleye yanaşmadığı yönündeki yorumlar da dikkat çekiyor. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Tel Aviv’e dönüş yolculuğu öncesinde İbranice yaptığı açıklama ise sembolik açıdan anlamlı bulunuyor. İngilizce konuşmalarıyla bilinen Netanyahu’nun bu tercihi, bazı çevreler tarafından diplomatik mesaj olarak yorumlanıyor.

Olası senaryolar arasında İsrail’in İran’a tek başına bir saldırı düzenlemesi ihtimali de yer alıyor. Böyle bir durumda İran’dan İsrail şehirlerine yoğun füze saldırıları gerçekleşebileceği belirtiliyor. Daha ileri bir senaryo ise, İsrail’in varlığının tehdit altında olduğu kanaatine varması halinde nükleer kapasitesini devreye sokabileceği yönünde. Bu ihtimal, şu aşamada spekülatif olmakla birlikte, bazı eski askeri ve istihbarat mensupları tarafından tartışılmaya başlandığı ifade ediliyor.

Diğer bir olasılık ise Amerika Birleşik Devletleri’nin zaman kazanma stratejisi uyguladığı yönünde. Bu çerçevede diplomatik görüşmeler sürerken, bölgeye bir değil beş ya da altı uçak gemisi gönderilmesi ve haftalar sürebilecek bir hava harekâtı için hazırlık yapılması ihtimali dile getiriliyor. Bilindiği üzere bir uçak gemisinin taşıdığı mühimmatın yaklaşık sekiz ila on gün içinde tükenebileceği, dolayısıyla uzun süreli bir operasyon için çoklu konuşlanma gerekeceği ifade ediliyor.

Bazı değerlendirmelere göre zaman faktörü İran’ın lehine işleyebilir. Çin’in giderek daha aktif bir şekilde İran’ın yanında konumlanması, askeri teknolojilerin dolaylı biçimde test edilmesi açısından Pekin için stratejik bir fırsat olarak görülüyor. Çin’in üretim kapasitesi ve askeri sanayi potansiyeli uzun süredir biliniyor olsa da, şimdiye kadar Amerika Birleşik Devletleri seviyesinde bir rakiple doğrudan karşı karşıya gelmemiş olması bu süreci farklı bir boyuta taşıyor.

Öte yandan, olası bir tırmanma senaryosunda nükleer gerilim riskinin artabileceği de dile getiriliyor. Şu aşamada böyle bir durum söz konusu değil. Ancak önümüzdeki iki ila üç haftanın, tarafların stratejik pozisyonlarını netleştirmesi açısından belirleyici olabileceği belirtiliyor.

Kesin olan şu ki, mevcut tablo birkaç ay önceki durumdan oldukça farklı. Rusya ve Çin’in İran’a verdiği destek iddiaları, bölgesel dengeleri yeniden şekillendiriyor.

Sonuç olarak benim öngörüm şuydu, bir çatışma başladığında Çin’in İran’ı desteklemesinin temel amacının Amerika’nın Çin’e karşı Pasifik’te özellikle Tayvan üzerinden bir savaş çıkartmasını önlemek, engellemek olduğunu söylemiştim. Çin, İran’ı ön savunma noktası olarak kullanacak ve aynı zamanda İran üzerinden ABD’yi hırpalayarak diğer ülkelerle birlikte Çin’e yönelik olası saldırıların önüne geçmeyi hedefleyecek demiştim.

Bu strateji Çin’in mücadelesinin Amerika’ya karşı olan hazırlığını yapabilmesi açısından da zaman kazanma şansını elde etmesine vesile olacaktır. Çin, bu durum karşısında İran’a destek vererek İran’ın ayakta kalmasını sağlayacak, aynı anda ABD güçlerine zarar verdirerek dolayısıyla Amerika’nın gücünü zayıflatarak Çin’e karşı gelmesini veyahut da Çin’e karşı operasyon çekmesini geciktirir ve kendisine zaman kazandırır. Çin’in dolayısıyla tüm gücünü İran’a aktarabileceğini söylemiştim.

Sonuç olarak benim öngörüm şuydu, bir çatışma başladığında Çin’in İran’ı desteklemesinin temel amacının Amerika’nın Çin’e karşı Pasifik’te özellikle Tayvan üzerinden bir savaş çıkartmasını önlemek, engellemek olduğunu söylemiştim. Çin, İran’ı ön savunma noktası olarak kullanacak ve aynı zamanda İran üzerinden ABD’yi hırpalayarak diğer ülkelerle birlikte Çin’e yönelik olası saldırıların önüne geçmeyi hedefleyecek demiştim.

Bu strateji Çin’in mücadelesinin Amerika’ya karşı olan hazırlığını yapabilmesi açısından da zaman kazanma şansını elde etmesine vesile olacaktır. Çin, bu durum karşısında İran’a destek vererek İran’ın ayakta kalmasını sağlayacak, aynı anda ABD güçlerine zarar verdirerek dolayısıyla Amerika’nın gücünü zayıflatarak Çin’e karşı gelmesini veyahut da Çin’e karşı operasyon çekmesini geciktirir ve kendisine zaman kazandırır. Çin’in dolayısıyla tüm gücünü İran’a aktarabileceğini söylemiştim.

Savaşın beşinci gününe girerken bunların yavaş yavaş olduğunu görmeye başlıyoruz. Bir iki hafta sonra ya da bir beş gün sonra başka bir analizle bu stratejinin değişip değişmediğini hep beraber göreceğiz.