Türk futbolu, Amerika galibiyetiyle teselli bulsa da 48 takım arasında 47'nci sırada kalarak tarihinin en ağır hayal kırıklıklarından birini yaşadı.

Söylesek de Dert, Sussak da Dert: Türk Futbolunun Acı Tablosu

Milli Takımımız, Amerika Birleşik Devletleri karşısında 90+8'de bulduğu golle sahadan 3-2 galip ayrıldı. Elbette kazanmak önemlidir. Ay-yıldızlı formanın son düdüğe kadar mücadele etmesi hepimizi mutlu etmiştir. Ancak bu galibiyet, yaşadığımız büyük hayal kırıklığını ne yazık ki unutturmaya yetmedi.

Turnuvayı yalnızca 3 puanla tamamladık. 48 takım arasında 47'nci sırada yer almak, Türk futbolu adına kabul edilmesi güç bir tablo olarak tarihe geçti. Oysa bizler, Dünya Kupası'nda üçüncülük yaşamış, Avrupa Şampiyonalarında yarı final görmüş bir futbol ülkesiyiz. Bugün gelinen nokta, hepimizin samimiyetle sorgulaması gereken ciddi bir gerilemenin göstergesidir.

Peki, neden geriye gidiyoruz?

Sorun sadece teknik direktör tercihlerinde mi? Yoksa yıllardır konuşulan menajer etkileri, futbol aklından uzak yönetim anlayışları, liyakatten uzak görevlendirmeler ve plansız oyuncu tercihleri mi Türk futbolunu bu noktaya getirdi?

Avustralya karşısında gereken reaksiyonu gösteremedik. Paraguay maçında rakibimiz uzun süre 10 kişi kalmasına rağmen oyuna ağırlığımızı koyamadık. Amerika karşısında ise son saniyelerde gelen galibiyet, maalesef genel tabloyu değiştiremedi.

Tam da burada insanın aklına Şenol Güneş'in yıllar önce dile getirdiği o söz geliyor:

"Bazen diyorum ki ne olacak, söyle gitsin. Sonra diyorum ki söyleyince ne olacak, sus bitsin."

Ancak artık susmak çözüm değildir. Çünkü susmak, sorunları görmezden gelmek anlamına gelir. Türk futbolunun bugün ihtiyacı olan şey; günü kurtaran hamleler değil, köklü bir değişim ve yeniden yapılanmadır.

Teknik ekiplerden scout sistemine, altyapı planlamasından personel tercihlerine kadar her alanda futbolun içinden gelen, bilgi ve tecrübe sahibi, ay-yıldızlı formanın değerini yüreğinde hisseden isimlere ihtiyaç vardır.

Federasyon Başkanı Sayın İbrahim Hacıosmanoğlu'nun ortaya koyduğu çabalar elbette değerlidir. Ancak iyi niyet tek başına yeterli değildir. Hangi görüşten, hangi şehirden veya hangi çevreden gelirse gelsin, bu ülkenin formasını taşıyacak ve hizmet edecek herkesin ortak paydası Türkiye sevgisi ve milli sorumluluk bilinci olmalıdır. A'sı, B'si, C'si yoktur. Önemli olan, bu bayrağı en iyi şekilde temsil etmektir.

Amerika galibiyetiyle turnuvaya veda ettik. Ancak geride bıraktığımız tablo, hepimizi derinden düşündürmelidir. Bir futbol ülkesi, sahip olduğu potansiyele rağmen uluslararası arenada bu şekilde temsil edilmemelidir.

Şimdi gözlerimizi 2028 Avrupa Şampiyonası yolculuğuna çevirmiş durumdayız. Dileğimiz; ders çıkaran, kendini yenileyen ve yeniden ayağa kalkan bir Türk futbolunu yeniden izleyebilmektir.

Çünkü bu millet, ay-yıldızlı formayı her zaman daha yukarılarda görmeyi hak ediyor.