Bugün her şey netleşti. Bugün itibarıyla AK Parti'ye 5 yıl daha iktidar yolu açılmış oldu. Peki neden böyle söylüyorum? Gelin, yakın geçmişi birlikte hatırlayalım.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir hatırlayalım.
Muhalefette en çok tartışılan konulardan biri neydi?
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın öncülüğünde Sinan Oğan'ın Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi.
O gün bu adaylığı savunanların en güçlü gerekçesi şuydu:
"Bu demokratik bir haktır."
Peki, haksızlar mıydı?
Hayır.
Demokratik bir ülkede herkesin aday olma hakkı vardır. Bir siyasi partinin aday çıkarması da en doğal demokratik haklardan biridir. Benim itirazım o gün de bu hakka değildi.
Benim itirazım, o hakkın kullanılmasının ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlaraydı.
Nitekim sonuç ortadadır.
Muhalefetin oyları bölündü. Kemal Kılıçdaroğlu ilk turda seçilemedi. Seçim ikinci tura kaldı. Ardından Sinan Oğan, Recep Tayyip Erdoğan'ı destekledi.
2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yalnızca Sinan Oğan örneğini yaşamadık. Bir de Muharrem İnce örneği vardı.
Muharrem İnce adaylıktan çekildi. Ancak adı pusulada kaldı ve yaklaşık 300 bin seçmen gidip oyunu yine Muharrem İnce'ye verdi.
Peki bu yanlış mıydı? Hayır.
Peki insanların böyle bir tercih yapma hakkı var mıydı? Elbette vardı. Demokratik bir ülkede herkes istediği adaya oy verebilir, isterse geçersiz oy kullanır, isterse sandığa gitmez. Bunların hepsi demokratik tercihtir.
Ama siyasette sadece haklar konuşulmaz; sonuçlar da konuşulur.
Muhalif olduğunu söyleyen yaklaşık 300 bin seçmen, oyunu ortak adaya vermek yerine çekilmiş bir aday için kullandı. Sonuç ne oldu? O oylar muhalefetin hanesine yazılmadı. Ortaya çıkan tablo ise iktidarın lehine oldu.
Bugün yaşananlara da aynı yerden bakıyorum.
Milletvekillerinin ayrılma, yeni parti kurma ya da farklı bir siyasi yol izleme hakkı elbette vardır. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Benim itirazım hakka değil, ortaya çıkan sonucadır.
Dün seçmenin yaptığı tercih nasıl muhalefeti zayıflatan bir sonuç doğurduysa, bugün de milletvekillerinin tercihi aynı sonucu doğuruyor. Çünkü siyasette belirleyici olan niyetler değil, ortaya çıkan sonuçlardır.
Şimdi gelelim bugüne...
Benzer bir tabloyu bugün CHP'de görüyoruz.
Kemal Kılıçdaroğlu, parti içinde kalınarak mücadelenin devam edebileceğini ifade ederken, Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir siyasi parti kurmayı tercih etti.
Yeni parti kurmak hakları mıdır?
Elbette haklarıdır.
Demokratik sistem bunu zaten güvence altına alır.
Ancak yine aynı soruyu sormamız gerekiyor:
Bu tercih nasıl bir sonuç doğurdu?
Bugün kamuoyuna "Yeni bir yol" deniliyor.
"Hep birlikte bu yeni yolda yürüyelim." çağrıları yapılıyor.
Evet...
Bu gerçekten yeni bir yol olabilir.
Ama siyasette asıl soru, o yolun nereye götürdüğüdür.
Eğer o yol muhalefeti birleştirmek yerine bölüyor, muhalefeti zayıflatıyor ve iktidarın ekmeğine yağ sürüyorsa; o yol iktidara çıkan bir yol değil, muhalefetin gücünü dağıtan bir yoldur.
Bugün yaşanan gelişmeler de bu değerlendirmeyi daha anlamlı hâle getiriyor.
CHP'den çok sayıda milletvekili istifa ederek yeni kurulan partiye katıldı.
Hiç şüphesiz bu milletvekillerinin de kendi siyasi geleceklerini düşünme, yeniden aday olabilecekleri bir siyasi zemin arama ve siyasi kariyerlerini planlama hakları vardır.
Buna da itiraz etmiyorum.
Siyasette herkes kendi geleceğini düşünür.
Kendi siyasi çıkarını korumaya çalışabilir.
Yeni bir fırsat arayabilir.
Bu, demokratik sistem içerisinde herkesin kullanabileceği bir tercihtir.
Ancak burada da aynı soruyu sormamız gerekiyor:
Bu tercih nasıl bir sonuç doğurdu?
Kişisel siyasi gelecek hesabı yapılabilir.
Ama bu hesap yapılırken yıllarca emek verilen Cumhuriyet Halk Partisi zayıflıyor, muhalefet parçalanıyor ve iktidarın eli güçleniyorsa, bunun siyasi ve etik açıdan sorgulanması da son derece doğaldır.
Ben bu tercihe katılmıyorum.
Ancak böyle bir tercihte bulunma haklarının olduğunu kabul ediyorum.
Çünkü demokrasi sadece hoşumuza giden kararları değil, katılmadığımız tercihleri de kapsar.
Öte yandan bu yaşananların farklı bir sonucu daha olabilir.
Belki de bu süreç Cumhuriyet Halk Partisi açısından bir arınmanın başlangıcı olacaktır.
Çünkü aynı hedefe, aynı mücadele anlayışına ve aynı parti kültürüne inanmayan kadrolarla yolların ayrılması, uzun vadede partiyi daha güçlü hâle getirebilir.
Bazen kayıp gibi görünen gelişmeler, gelecekte daha sağlam bir yapının kurulmasının önünü açabilir.
Bir başka önemli soru da şudur:
AK Parti kurulduğunda da birçok güçlü isim aynı masadaydı.
Ancak yıllar içinde kurucu kadroların önemli bir bölümü partiden ayrıldı ya da uzaklaştı.
Sonunda parti büyük ölçüde Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği etrafında şekillendi.
Peki bugün kurulan yeni partide süreç nasıl işleyecek?
Bugün aynı hedef doğrultusunda hareket eden isimler, yarın da aynı uyum içerisinde yol yürüyebilecek mi?
Yoksa zamanla liderlik yarışı ve güç dengeleri yeni ayrılıkları mı beraberinde getirecek?
Bunu bugün kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Ancak siyaset tarihi bize gösteriyor ki güçlü liderlik iddiası taşıyan isimlerin aynı çatı altında uzun yıllar hiçbir rekabet yaşamadan siyaset yapabilmesi kolay değildir.
Bugün birbirlerine ihtiyaç duyuyor olabilirler.
Yarın ne olacağını ise zaman gösterecektir.
Sonuç olarak somut tabloya baktığımızda ortada inkâr edilmesi güç bir gerçek vardır.
Muhalefet bölünmüş, Cumhuriyet Halk Partisi parçalanmıştır.
Benim değerlendirmeme göre bu tablo, iktidara siyasi açıdan verilmiş en değerli hediyelerden biridir.
Bu bölünmenin yaşanmasında tercihleriyle rol alan, bu sürece katkı sunan ve destek veren herkesin ortaya çıkan siyasi sonuç bakımından payı ve sorumluluğu vardır.
Bugün bu değerlendirmeme katılmayanlar, hatta sert şekilde eleştirenler olabilir.
Ancak siyasette son sözü sloganlar değil, seçim sonuçları söyler.
Eğer ileride yapılacak seçimlerde iktidar bir kez daha kazanırsa, bugün alınan kararların ve yaşanan bölünmenin sonuçları çok daha net anlaşılacaktır.
Benim itirazım ne aday olma hakkınadır ne de yeni parti kurma hakkına.
Benim itirazım, "Bu bizim hakkımız." denilerek alınan kararların muhalefeti zayıflatmasına, iktidarın elini güçlendirmesine ve bunun görmezden gelinmesine yöneliktir.
Sonuçta milletvekilleri için parti değiştirmek ya da yeni bir çatı altına geçmek bir siyasi kariyer hamlesidir; günün sonunda onlar yine bir şekilde Meclis'teki yerlerini ve siyasi ikballerini korurlar. Ancak bu hırslar ve bölünmeler yüzünden sandıktan aynı sonuç çıktığında, o kararların faturasını ve sonuçlarını önümüzdeki yıllar boyunca yaşayarak ödeyen yine seçmenin kendisi olur."